mauvella

Mad World
Gary Jules / Donnie Darko OST

“going nowhere”


Sana da oluyor mu hiç; bazen oturup bu zamana kadar yaptığın seçimleri, seni o seçimlere sürükleyen alternatif güzergahları, yolların kesiştiği ve artık bir yöne doğrulman gereken tedirgin edici kavşakları düşünüyor musun? Zihninde birbirinden farklı seçimlerin ve olasılıkların belirlediği hayatlar canlanıyor mu benim gibi? Bütün bu farklı hayatların hepsinin aslında sana ait olduğunu hatta hepsinin aynı anda yaşandığını ve bunu fark edemediğin aklına geliyor mu birden? Sen seçimini yaptıktan ve yola koyulduktan sonra bir gün, eline geçen bir fotoğrafta, daha önce hiç görmediğin birinin tanıdık yüzünde, nereden geldiği belli olmayan ve içine akan cümlelerin eşliğinde diğer hayatlarına açılan büyülü bir geçit buluyor ve oradan geçmek istediğin oluyor mu?

İnsan belleği pek tuhaf! Belleğin o kaotik düzeneğinde savrulurken, görüntüler sanki hızla giden bir trenin penceresinden geçermiş gibi akıyor. Hayır, hiç içmedim. İçmekle erişemeyeceğim kadar yüksekte, bulutların üzerindeyim. Günün başlangıcında aldığım narkozla ve bana kattığı bir saatlik güzel bir uykuyla, günün sonunda da hala gökyüzündeyim, tüm zamanların ötesindeyim. Bir hastane odasında uykuyla uyanıklık arasında izlediğim donnie darko ve damarlarımda hala varlığını hissettiğim kutsal sıvı yardımıyla sadece bana açılan sihirli kapılardan geçip, paralel evrenleri aşıp zamanda yürüyorum. 

Bir cuma gece yarısında, yaz mevsiminin ilk gününde, pencereden ayın büyüdüğünü ve dolunaya yakınsadığını görüyorum. Kimseler fark etmeden saykodelik evrenimde boylu boyunca uzanmak için geri dönüyor, yolda karşılaştığım herkese sebepsizce gülümsüyorum.

01.06.12

♫ mad world-gary jules

  

[Flash 9 is required to listen to audio.]
7 oynatma
ağaçlar, kitaplar, yıldızlar

Sevgili Lois,

12 saatlik uzun bir uykudan yeni uyandım ve çok mutluyum çünkü düşümde mavi dev adamların gökdelenlere sarıldıklarını ve heykellere dönüştüklerini gördüm, yeni düşlerimden bu, bundan sonra kendi istediklerimi yapma ve Yolda’nın başarısından bu yana, 1957’den beri yaptığım gibi diğer insanların peşine takılıp gitmeme kararı almamdan dolayı gördüğüm bir düş -şimdi mavi bir devadamım ben ve kendi irademi kucaklıyorum- King Kong’un iki katı büyüklüğündeydiler ve çevreye hiç zarar vermiyorlardı, gökdelenlere sarıldıkları anda kocaman bronz heykellere dönüştüler (…)

Kesinlikle kararımı vermiş bulunuyorum: bu bahar hazırlıklarımı yapıp ehliyet alacağım sonra da 1600 dolarlık bir Volkswagen çekeceğim altıma, sonra gidip ihtiyaçlarımı karşılayacak bir kulübe bulma peşine düşeceğim. Böylece cuma akşamları işten çıktığında seni de alır, 100-150 millik bir yolculuktan sonra oraya götürürüm ve ağaçlar & kitaplar & yıldızlarla birlikte pazar günü öğleden sonraya kadar orada kalırız.

Jack Kerouac - Lois Sorrells’e mektup, 1960

Bir taşın üzerine oturayım da az denize bakayım..
….Ancient lycian theatre on the mediterranean shores in Kaş, Turkey 

Bir taşın üzerine oturayım da az denize bakayım..

….Ancient lycian theatre on the mediterranean shores in Kaş, Turkey 

(Kaynak: flickr.com, visitheworld gönderdi)

wiener schnitzel, rüdesheim, 2011. 
ps: çok açım yemnederim..
© mauvella

wiener schnitzel, rüdesheim, 2011.

ps: çok açım yemnederim..

© mauvella

Ege otları salatası, Cunda.
İçindekiler: Şevket-i Bostan, Turp otu, Radika, Kuzu Kulağı, Pancar Otu vs.
©mauvella

Ege otları salatası, Cunda.

İçindekiler: Şevket-i Bostan, Turp otu, Radika, Kuzu Kulağı, Pancar Otu vs.

©mauvella

Leon De Bruxelles, Paris, 2007.
İlk dükkanı Brüksel’de 1800’lerin sonlarında açılmış midyeci. Belçika ve Fransa’da yaygın. Bizim gittiğimiz şubesi Champs Elysees üzerindeki. Midyenin dolması ya da tavası olmadan da ne kadar muhteşem yapılacağının ispatı.
Bir tencerede kabuklarıyla ve çeşitli soslar eşliğinde pişirilen midyeler, özel servis tabaklarında, bira ve patates eşliğinde getiriliyor. Yerken bir yandan da restorandaki ekranlardan midyelerin Kuzey Denizi’nden nasıl toplandığını, getirildiğini ve nasıl pişirildiğini izliyorsunuz. Harika bir kokunun hakim olduğu restoranda sadece yemek yemiyor adeta midye resitaline katılıyorsunuz. Ortalama fiyatlara sahip bu midyeci zincirinin bir halkasının da bizim ülkemizde açılması bekleniyordu. Sonra ne oldu bilmiyorum. 

© mauvella

Leon De Bruxelles, Paris, 2007.

İlk dükkanı Brüksel’de 1800’lerin sonlarında açılmış midyeci. Belçika ve Fransa’da yaygın. Bizim gittiğimiz şubesi Champs Elysees üzerindeki. Midyenin dolması ya da tavası olmadan da ne kadar muhteşem yapılacağının ispatı.

Bir tencerede kabuklarıyla ve çeşitli soslar eşliğinde pişirilen midyeler, özel servis tabaklarında, bira ve patates eşliğinde getiriliyor. Yerken bir yandan da restorandaki ekranlardan midyelerin Kuzey Denizi’nden nasıl toplandığını, getirildiğini ve nasıl pişirildiğini izliyorsunuz. Harika bir kokunun hakim olduğu restoranda sadece yemek yemiyor adeta midye resitaline katılıyorsunuz. Ortalama fiyatlara sahip bu midyeci zincirinin bir halkasının da bizim ülkemizde açılması bekleniyordu. Sonra ne oldu bilmiyorum. 

© mauvella
The Sphinx of Giza, partially excavated, with two pyramids in background,
Egypt, 1867-1899.

The Sphinx of Giza, partially excavated, with two pyramids in background,

Egypt, 1867-1899.

(Kaynak: legrandcirque, collective-history gönderdi)

amargura
elena ledda

evet, beni akşama kadar taşıyacak şarkıyı buldum, çok güzelmiş!

Elena Ledda - Amargura

(Kaynak: supruntu)

[Flash 9 is required to listen to audio.]
62 oynatma
— Edebiyat, siyasetin kararttığı dünyayı aydınlatmak için hep koşuyor yardımımıza. Hem dashboard’da Hazar Sözlüğü belirmişken ve ben kendi postlarımı reblog yapmayı öğrenmişken alıntımı alayım da sıraya geçeyim:) Bu arada Hazar Sözlüğü kitapyurdu’nda dişil ve eril basımları, 0,53 ve 0,60 TL’ye satılıyor. 
—Hey, düşümde yakala beni!

‘‘… iki kişinin karşılıklı düş gördüğü durumda, birinin düşü öbürünün gerçeğini kurduğundan, bu düşlerin küçük bir bölümü her zaman şu ya da bu taraftan taşar. bunlar ‘düşün çocukları’dır. düş, düşlenmiş olanın gerçekliğinden daha az sürer ama tartışmasız biçimde bütün gerçekliklerden daha derindir ve bu nedenle de her zaman, ‘küçük bir fazlalık’, düşlenmiş olanın gerçekliğine giremeyen ve bu yüzden acı çeken ve bazı bozulmalara uğrayan, üçüncü bir kişinin gerçekliğine yapışan bazı kırıntılar kalır geriye. bu üçüncü kişi, ilk ikisinden daha karmaşık bir konuma yerleşmiştir. onun iradesi bilinçaltıyla iki kez daha sınırlıdır, çünkü öbür ikisinin düşlerinden taşan enerji ve madde fazlalıkları sırayla onun ruhsal yaşamına dökülürler…’

Dikkatlerini uyuyan kişi üstünde yoğunlaştıran insanlar, hiçbir alıştırma yapmaksızın o insanın o anda ne düşündüğünü ve kiminle ilgilendiğini öğrenmeyi başarabilirler. Ve eğer bu sanatı ciddi biçimde uygularsanız; bir insanın ruhunu açıldığı anda incelerken, bu açılma anını gittikçe uzatabilir ve gittikçe derinleştirebilirsiniz, öyle ki onu su içindeymiş gibi, gözleri açık halde yakalayabilirsiniz.
Böyle düşavcısı olunur işte.
Milorad Paviç, Hazar Sözlüğü.
Resim: Johann Heinrich Füssli

— Edebiyat, siyasetin kararttığı dünyayı aydınlatmak için hep koşuyor yardımımıza. Hem dashboard’da Hazar Sözlüğü belirmişken ve ben kendi postlarımı reblog yapmayı öğrenmişken alıntımı alayım da sıraya geçeyim:) Bu arada Hazar Sözlüğü kitapyurdu’nda dişil ve eril basımları, 0,53 ve 0,60 TL’ye satılıyor. 

—Hey, düşümde yakala beni!


‘… iki kişinin karşılıklı düş gördüğü durumda, birinin düşü öbürünün gerçeğini kurduğundan, bu düşlerin küçük bir bölümü her zaman şu ya da bu taraftan taşar. bunlar ‘düşün çocukları’dır. düş, düşlenmiş olanın gerçekliğinden daha az sürer ama tartışmasız biçimde bütün gerçekliklerden daha derindir ve bu nedenle de her zaman, ‘küçük bir fazlalık’, düşlenmiş olanın gerçekliğine giremeyen ve bu yüzden acı çeken ve bazı bozulmalara uğrayan, üçüncü bir kişinin gerçekliğine yapışan bazı kırıntılar kalır geriye. bu üçüncü kişi, ilk ikisinden daha karmaşık bir konuma yerleşmiştir. onun iradesi bilinçaltıyla iki kez daha sınırlıdır, çünkü öbür ikisinin düşlerinden taşan enerji ve madde fazlalıkları sırayla onun ruhsal yaşamına dökülürler…’


Dikkatlerini uyuyan kişi üstünde yoğunlaştıran insanlar, hiçbir alıştırma yapmaksızın o insanın o anda ne düşündüğünü ve kiminle ilgilendiğini öğrenmeyi başarabilirler. Ve eğer bu sanatı ciddi biçimde uygularsanız; bir insanın ruhunu açıldığı anda incelerken, bu açılma anını gittikçe uzatabilir ve gittikçe derinleştirebilirsiniz, öyle ki onu su içindeymiş gibi, gözleri açık halde yakalayabilirsiniz.

Böyle düşavcısı olunur işte.

Milorad Paviç, Hazar Sözlüğü.

Resim: Johann Heinrich Füssli

(Kaynak: mauvella)

Kürtaj ve Muhafazakar İdeolojinin Sefaleti

Klinik psikolog Oktay Şılar’ın yazısı.


Gündemi hararetle işgal eden meselenin özü  nettir. Bu konuda Occam’ın Usturası denilen perspektifle bakmak yeterlidir. Cenin bebek değildir. Kadının bedeni toplumun malı değildir. Erkeklerin bu konuda ahkam kesmesi olsa olsa vahşi yorumdur. Çıkmaza girmiş ekonomi yönetimi, Kürt  meselesi konusundaki barbar tavrı, demokratik hak ve özgürlüklere karşı saldırgan politikası, emekçilere ve emek örgütlerine baskıcı tavrı, komşularıyla batağa saplanmış politikaları ayyuka çıkmış olan AKP, her zaman olduğu gibi saçma bir kutuplaşma üzerinden, sorumluluklarından kaçmaya çalışmaktadır. ‘Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar’ diyen birisinin, tecavüzcünün bakış açısıyla özdeşleşerek yorum yapan birisinin Sağlık bakanı olduğu bir ülkede işler zıvanadan çıkmış demektir. AKP kadın kolları toplantısında mealen kürtaj cinayettir diyen başbakan, o salonda bulunan (şu ya da bu nedenle kürtaj olmuş) kadınlara hepiniz katilsiniz demektedir.

Bu konunun ideolojik tarafı yok diyenler, Almanya’da faşizmin yükselişini tekrar düşünsünler. Meseleler karşılıkı saygı-sevgi, toplumsal cehalet-eğitim açısından değerlendirilemez. Faşizm öncesi Almanya okur-yazar oranının en yüksek olduğu, nüfusa oranla gazete, dergi, kitap okunurluğunun en yüksek olduğu ülkeydi.

Filozof ve psikolog Michel Foucault bir söyleşisinde şöyle der: ‘Siyasetle neden bu kadar ilgileniyorum diye soruyorsunuz? Size çok basit bir cevap verecek olsaydım ‘neden ilgilenmeyeyim ki?’ derdim. Davranışlarımızın düzenli biçimlerini, tabi oldukları düzenli izin ve yasakları tanımlayan iktidar sistemiyle ilgilenmemek nasıl bir körlük, nasıl bir sağırlık, ne kadar yoğun bir ideoloji çökmüş olmalı insanın üzerine !’ (İktidara Karşı Adalet / Michel Foucault-Noam Chomsky)

Neo-liberal, yeni sağcı politikaların eşgüdüm, kapitalist kıblelerden yayınladığı biçimiyle uygulanmasıdır ortaya serilen pratikler.

Artık ağzından çıkanı kulağı işitmez hale gelmiş, tahakküm özlemleriyle kavrulan bir siyasi anlayışın ‘özgür irademizi ve bedenimizi’ ne idüğü belirsiz ‘toplumsal hassasiyetler ve toplumsal değerler’ söylemiyle kuşatma harekatıdır yapılan. Böyle bir şeye karşı ancak siyasi bir perspektif ve örgütlenmeyle direnilebilir.

Slavoj Zizek’ten bir alıntıyla bunların hoşgörü derekesine indirgenemeyecek şeyler olduğunu vurgulamak istiyorum.:’ İdeolojik adlandırma kendi görünmez mistifikasyonunu devreye sokar. Bugün neden pek çok sorun eşitsizlik, sömürü ya da adaletsizlik sorunları olarak değil de hoşgörüsüzlük sorunları olarak görülüyor? Bu sorunlara karşı da neden özgürleşme, siyasi mücadele ve hatta silahlı mücadele öne çıkarılmıyor da hoşgörü öne çıkarılıyor? Tabiri caizse hoşgörü siyaset sonrası dönemin ‘çakma’ çözümüdür.” (Ahir Zamanlarda Yaşamak/ Metis Yay. Slavoj Zizek)

Kadının kendi bedeni üzerindeki haklarına bu  açıdan yapılan ‘tecavüzü’, yaşam hakkı gibi lafta kutsal ve ancak işimize gelince sarfettiğimiz bir hoşgörü söyleminin ardına saklamak hiçbir fayda getirmez.

Eğer kendi tarihimizi yazmazsak, birileri çıkar kaderimizi de, tarihimizi de yazma hakkını kendinde bulur. Psikoloji içinden beklediğimiz suya sabuna bulaşmaz  tavır, yoksullaşan ve işsizleşen psikolog gerçekliğine ilerlemeye başladıkça bu ideolojik veçheyi daha açık ve acı bir biçimde göreceğiz.

Din psikolojisi tartışmasını da , dünyada benzer örnekleri var mı, yok mu ekseninden çıkartmak lazım. Yapılan açıklamayı okursanız oradaki dünya ‘idrakini’ de görürsünüz. 

Şu alıntıyla noktalamak istiyorum: ‘Muhafazakarlar yaşayan bebekler isterler ki, onları ölü askerlere çevirebilsinler.

E sen güzergâhı yarılamışsın zaten, harikaymış :) Bir gün kehanetim gerçekleşirse, neden olmasın?! Moğolistan üzerinden Pekin’e gitmek de iyi fikir. Ancak bugünkü hayallerimin devamında Vladivostok’tan feribotla Japonya’ya geçiyordum ben :)

samizda-t, fotoğrafına yorum yaptı: Trans-Siberian Railway Aklıma gelen ve hayal…

Novosibirsk’e kadar gördüm, Vladivostok’a kadar gitmek benim de hayalim. Vallahi hayalin ötesine taşımak isterseniz, yoldaş ararsanız ben gelirim=)
Aslında Moğolistan üzerinden Pekin’e de gidilebilir =)
Trans-Siberian Railway
Aklıma gelen ve hayal ettiğim her şeyi yazarsam, yazdıklarım bir gün kehanete dönüşür mü? Çok zamanlar sonra gerçeğim olduğunda hayallerim, ben bunları bir yerlere yazmıştım der miyim? 
Ben buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum ama kendimi durdurmaya kıyamadım. Bir anda Moskova’dan kalkan Trans-Sibirya ekspresinin kalkış saatlerinde kendime en uygun saati ararken buldum. Moskova-Vladivostok arası 9288 km yol, 7 geceleme ile tamamlanıyor ve güncel tarife, 1.sınıf için 891$, 2.sınıf için 556$. 1 ay öncesinden biletleri rezerve etmek gerekiyormuş.
Dünya karalarının yaklaşık 3’te birini, sekiz farklı saat dilimini, uçsuz bucaksız bozkırları, Sibirya taygalarını, dünyanın en derin gölü Baykal’ı, Ural dağlarını, Volga nehrini, uzak ve büyülü habitatları görür müyüm acaba bir gün bir pencere kenarında sadece içerken ve okurken, eğer buraya yazarsam?!
Bazen, düşünmek yerine hayal etmeyi seçmezsem yaşayamıyorum ben. Şimdi olduğu gibi 100 yıllık bir demiryolu hattına tutunup o kadar gerçeğe yakın düşlüyorum ki uzaklardaki yolculukları; yaklaşan trenin, ıssız toprakların, votka şişelerinin sesini duyuyorum.
30.05.12

Trans-Siberian Railway

Aklıma gelen ve hayal ettiğim her şeyi yazarsam, yazdıklarım bir gün kehanete dönüşür mü? Çok zamanlar sonra gerçeğim olduğunda hayallerim, ben bunları bir yerlere yazmıştım der miyim? 

Ben buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum ama kendimi durdurmaya kıyamadım. Bir anda Moskova’dan kalkan Trans-Sibirya ekspresinin kalkış saatlerinde kendime en uygun saati ararken buldum. Moskova-Vladivostok arası 9288 km yol, 7 geceleme ile tamamlanıyor ve güncel tarife, 1.sınıf için 891$, 2.sınıf için 556$. 1 ay öncesinden biletleri rezerve etmek gerekiyormuş.

Dünya karalarının yaklaşık 3’te birini, sekiz farklı saat dilimini, uçsuz bucaksız bozkırları, Sibirya taygalarını, dünyanın en derin gölü Baykal’ı, Ural dağlarını, Volga nehrini, uzak ve büyülü habitatları görür müyüm acaba bir gün bir pencere kenarında sadece içerken ve okurken, eğer buraya yazarsam?!

Bazen, düşünmek yerine hayal etmeyi seçmezsem yaşayamıyorum ben. Şimdi olduğu gibi 100 yıllık bir demiryolu hattına tutunup o kadar gerçeğe yakın düşlüyorum ki uzaklardaki yolculukları; yaklaşan trenin, ıssız toprakların, votka şişelerinin sesini duyuyorum.

30.05.12

Ağzımı açsam çığlığım duyulacağından çenemi kapattım.
“Cinnet anında bakılacaklar” klasörümden bu fotoğrafı çıkardım. Kim bu kadın tanımıyorum ama kısa bir süre yerinde olduğumu hayal ettiğimde ferahlıyorum. 
cehennemin dibi, 2012.

Ağzımı açsam çığlığım duyulacağından çenemi kapattım.

“Cinnet anında bakılacaklar” klasörümden bu fotoğrafı çıkardım. Kim bu kadın tanımıyorum ama kısa bir süre yerinde olduğumu hayal ettiğimde ferahlıyorum. 

cehennemin dibi, 2012.